Öğrenciliğimde kapitalizmin en son aşamasının “emperyalizm” olduğunu öğrenmiştim. İş hayatında kapitalizmin en son aşamasının “markaizm” olduğunu anladım. Tam bir verim olmasa da, en azından son çeyrek yüzyılda marka konusunda yazılanların, çizilenlerin, konuşulanların diğer her konudan daha fazla olma ihtimali yüksek.
“Marka” kendi başına hayatı yönlendiren bir ideoloji haline dönüşmüş durumda. Hazır giyimcilerden günlük hayata gelen dille “markalı” ürünleri tercih eden tüketicilerden söz etmiyorum, ideoloji derken. Hangi ürünü tercih edersek edelim, düşünce sistemimizi yöneten tüketim anlayışından ve onun taşıyıcı gücü olarak markalardan söz ediyorum.
Bu egemen anlayış tüketimi, daha kaliteli tüketimi başlıca hayat hedefi olarak tanımlıyor; bunu markalar üzerinden aksi düşünülemez bir yaşam biçimi haline getiriyor. Son ekonomik krizin marka ideolojisinin geri dönülemez bir şekilde yıpranmasına yol açacağı şeklindeki görüşler sağda solda belirlemeye başladı. Öğrenciliğimde kapitalizmin sonunda başka bir sisteme yol açacağına inanılırdı. Fakat bunun “markaizm” olacağını hiç kimse tahmin etmiyordu:). Şimdi benim merak ettiğim şu; acaba bugünkü tüketim tarzı ve egemen marka “ideolojisi” sonsuza kadar geçerli olacak mıdır, yoksa başka birşeye dönüşecek midir? |